31 Ağustos 2010 Salı

Aykut Kocaman'la Başarı Gelmezse


Fenerbahçe yönetiminin yıllar önce vermiş olduğu sözler ile umutlanan ve sabırla bekleyen taraftarlar, takımlarının henüz play-off aşamasında Avrupa Ligi'ne veda etmesiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Sezon başında takımın başına getirilen "Aykut Kocaman", taraftarların gönlünde taht kurmuş bir isim olması nedeniyle, bu başarısızlıklar sabırla karşılandı. Çünkü her başarısızlıkta suçu günah keçisi bir teknik direktörde aramaktansa, artık gerçekler apaçık ortadaydı. Üst üste gelen bu hüsranlar sonucunda her taraftarda içten içe bir yönetim nefreti oluşmaya başlamıştı...


On iki senedir kulübün başkanlık görevini sürdüren Aziz Yıldırım'ın görev süresince, Fenerbahçe futbol takımının sportif başarıda gelişim sağlayamaması ve her sene vizyonunu daha da düşürmesi artık okların üzerine doğrulmasına sebep olmuştur. Başkan, verilen sözlerin tutulmaması ve bunca başarısızlığa rağmen hala görevinin başında yer almakta ve iki sene daha görevi bırakmayacağını beyan etmektedir.



Geriye kalan hedeflerden Süper Lig şampiyonluğunu ve yıllarca kazanılmayan Türkiye Kupasını hedef edinen Fenerbahçe, bu sene, bu yolda Aykut Kocaman önderliğinde savaşacaktır. Bu kupalar, bu sene de gelmezse taraftar ilk olarak yönetime karşı cephe alacaktır. Bu yüzden de yönetimin Aykut Kocaman isminin arkasında durmaya devam edeceğini hiç sanmıyorum, çünkü suçu yine kendilerinde aramayacaklardır. Böyle bir başarısızlık üstüne oluşabilecek varyasyonlardan: yeni yönetim gelmesi veya mevcut yönetimin herşeye rağmen devam etme ısrarı durumunda Aykut Kocaman ile yola devam edileceğini de hiç sanmıyorum. Bu yüzden takımın efsane futbolcusu ve sevilen ismine bu zorlu sınavda başarılar diliyorum ve destekliyorum.

Zvjezdan Misimovic


Lige kötü bir başlangıç yapan ve UEFA Avrupa ligine henüz play off aşamasında veda eden Galatasaray, taraftarlarında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Transferin bitmesine bir gün kala Zvjezdan Misimoviç transferi yapan Galatasaray'ın bu yönde olumlu bir adım atmış olduğunu düşünüyorum. Gol ve asist konusunda yeteneğini, yıllarca oynadığı her takımda gösteren Misimovic, Wolfsburg'ta Felix Magath'ın oluşturduğu takımda kendini buldu ve gösterdiği performansla adından söz ettirdi. Wolfsburg'un Diego'yu almasıyla takımdan ayrılmak istediğini açıklayan Misimovic için devreye giren Galatasaray transfer sezonunun son gününde bu transferi sonuçlandırmayı başardı. Özellikle frikiklerdeki başarısı ve özverili oyunuyla bu sene Spor Toto Süper Liginde izleyeceğimiz Misimovic, şimdiden rakip takımlar ve taraftarlar için korkulan bir güç konumunda. Eğer özverili oyununu sürdürmeye devam eder ve takıma uyum sağlarsa Misimovic Türkiye sınavını başarıyla atlatacaktır.

Ek Bilgi: Basında sürekli Boşnak oyuncu olarak bahsedilen Misimoviç aslında Bosnalı bir Sırptır. Her Bosnalının Boşnak olmadığını, Boşnak olabilmek için Müslümanlığın şart olduğunu belirtmekte fayda var.

Detaylı bilgi ve KAYNAK: http://www.bosnakdunyasi.com/haberdetay.asp?ID=1483

Genel İstatistikleri:
  • 2002-2003 | Bayern Münih II - 30 maç 8 gol
  • 2003-2004 | Bayern Münih II - 8 maç 1 gol 1 asist (zaman zaman A takımda)
  • 2004-2005 | VFB Bochum - 37 maç 4 gol 7 asist
  • 2005-2006 | VFB Bochum - 33 maç 12 gol 7 asist
  • 2006-2007 | VFB Bochum - 33 maç 8 gol 12 asist
  • 2007-2008 | FC Nürnberg - 50 maç 16 gol 14 asist
  • 2008-2009 | Wolfsburg - 57 maç 17 gol 36 asist
  • 2009-2010 | Wolfsburg -49 maç 14 gol 20 asist 

Detaylı İstatistikleri:

Kulüp Sezon Lig Kupa Lig Kupası Avrupa Toplam
Maç Gol Maç Gol Maç Gol Maç Gol Maç Gol
Bayern Münih 2002–03 1 0 - - - - - - 1 0
2003–04 2 0 - - - - - - 2 0
Toplam 3 0 0 0 0 0 0 0 3 0
Bochum 2004–05 31 3 - - - - - - 31 3
2005–06 31 11 - - - - - - 31 11
2006–07 30 7 - - - - - - 30 7
Toplam 92 21 0 0 0 0 0 0 92 21
Nürnberg 2007–08 28 10 - - - - - - 28 10
Toplam 28 10 0 0 0 0 0 0 28 10
Wolfsburg 2008–09 33 7 - - - - - - 33 7
2009–10 31 10 - - - - - - 31 10
Toplam 64 17 0 0 0 0 0 0 64 17
Galatasaray 2010–11 0 0 - - - - - - 0 0
Toplam 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0
Kariyer toplamı 187 48 0 0 0 0 0 0 187 48

20 Ağustos 2010 Cuma

Harry Kewell & Milan Baros


Galatasaray'da işler kötü gidiyor! Süpriz Sivas maçı mağlubiyeti üstüne Ukrayna'nın tecrübesiz ekibi Karpaty Lyiv ile sahasında 2-2 berabere kalan Galatasaray önemli bir avantajı yitirdi. Türk milli takımının en büyük yıldız oyuncusu olarak gösterilen Arda Turan'ın bile yetersiz kaldığı bu maça, son zamanlarda Galatasaray'ı her şartta ayakta tutmayı başaran iki yıldız yine damgasını vurdu. İki dev isim, Harry Kewell ile Milan Baros ikinci yarı gösterdikleri muhteşem performansla takımı ipten almaya başardı. Harry Kewell'ın yaptığı 2 güzel asisti, 2 güzel golle değerlendiren Milan Baros geceye damgasını vurdu. İki kişilik takım oyunuyla maçın skorunu 2-2'ye getirmeyi başaran müthiş ikili ümitleri diğer maça bırakmayı ve içi yanan taraftarın gönlüne biraz olsun su serpmeyi başardı.



Harry Kewell Galatasaray'da oynadığı birçok maçta iyi performans göstermiş ve Galatasaray taraftarlarının gönlünde taht kurmuştur. Geçen sezon geçirdiği ağır bir sakatlıktan sonra yapılacak yeni transferler için sözleşmesinin feshedilmesinin düşünülmesi ve sezon başında yönetimin kendisiyle yapılan transfer görüşmelerinde oyalanmış olmasına rağmen yine de Galatasaray'ı tercih etmiştir. Her türlü olumsuzluklara rağmen büyük futbolcu olduğunu yine kanıtlayan Harry Kewell sahalara bomba gibi dönerek kaldığı yerden başarılı performansını sergilemeye devam etmektedir.

Geçen sezon Fenerbahçe maçında geçirdiği sakatlıktan uzun bir süre sonra sahalara dönen Milan Baros, sakatlıktan sonra ilk defa, ilk 11'de çıktığı maçta Diyarbakırspor'a 3 gol birden atarak muhteşem bir dönüş yapmıştır. Yine Milan Baros uzun bir sakatlık döneminin ardından çıktığı Karpaty Lyiv maçının 2.yarısında attığı 2 golle takımını ipten alarak iyi bir golcü olduğunu tekrardan bizlere kanıtlamıştır. Bu başarı çıktıkları 4-5 maçta bişey yapamayarak daha sonra kendilerine şans verilmediği konusunda teknik direktörünü itham eden Türk futbolcularına da ders olsun! Demek ki iyi futbolcu sakatlıktan çıktıktan sonra kendisine şans verilen ilk maçta hem de ilk yarıda alınan 2-0'lık olumsuz skorun üstüne 2 gol atarak kendini gösterebilmekteymiş!


Yıllarca geçirdikleri şansız sakatlıklardan, her zaman iyi performanslarla dönen bu iki yıldızın örnek form grafikleri ve başarılı performansları, sakatlıktan çıktıktan sonra kötü formlarını sakatlıklara bağlayan oyuncular için de iyi bir örnek olmalı. Galatasaray'ın iki yıldızı sakatlık yaşamayıp uzun süre sahalarda mücadele edebilirlerse Galatasaray'ı taşımaya devam ederler.

Göze Hoş Gelen Futbol !!


Baraj dediğin rakibin gözünü almalı !!!

Böyle güzel futbolcum olsun kulübün 10 milyon euro borcu olsun. (Johanna ALMGREN)Orta saha dediğin rakibin belini kırmalı

Haftanın Maçları

20 Ağustos Cuma
21.00 Adanaspor-Mersin İdman Yurdu(TRT1)
21.00 Kayserispor – Kardemir Karabük (LİG TV)
21.00 Konyaspor – Eskişehirspor (DG 205)
21.30 Bayern Münich – Wolfsburg (TRT 3)
21 Ağustos Cumartesi
16.30 Hoffenheim – Werder Bremen (TRT 3)
17.00 Arsenal – Blackpool (SPORMAX)
19.15 Wigan – Chelsea (SPORMAX)
21.00 Antalyaspor – Sivasspor (DG 205)
21.00 Beşiktaş – İstanbul BŞB (LİG TV)
21.00 Samsunspor – Akhisar Belediye (TRT 3)
22.00 Auxerre – Valenciennes (KANAL A)
23.00 Barcelona – Sevilla (NTVSPOR)
22 Ağustos Pazar
15.30 Newcastle – Aston Villa (SPORMAX)
16.30 Mainz – Stuttgart (TRT 3)
18.00 Fulham – Man. United (SPORMAX)
18.30 Borussia Dortmund – Bayer Leverkusen (TRT 3)
20.00 Gençlerbirliği – Gaziantepspor (DG 205)
21:00 Karşıyaka-Gaziantep BŞB. TRT-1
21.00 Galatasaray – Bursaspor (LİG TV)
22.00 Manisaspor – Ankaragücü (DG 205)
22.00 PSG – Bordeaux (KANAL A)
23 Ağustos Pazartesi
21.00 Kasımpaşa – Bucaspor ( DG 205)
21.00 Trabzonspor – Fenerbahçe (LİG TV)
22.00 Manchester City – Liverpool (SPORMAX)

19 Ağustos 2010 Perşembe

BİR EFSANE BİTİYOR MU ?

Her takımın futbolcular ve taraftarlar arasında efsaneleşmiş bir numarası vardır mesela Türkiye takımlarında bu genelde 10 numaradır. Dünyada ise takıma ve futbolcuya göre değişmektedir. Numarayla en çok özdeşleşen kişi heralde Real Madrid’in efsane topçusu Raul Gonzales’tir. Kimler geldi kimler geçti ama kimse 7 numaralı formayı tadamamıştı. Süperstar David Beckham bile 7 numarayı ondan alamamıştı. Ama tarihe baktıgımızda 1968’den beri gelen 7 numara geleneği ile en çok ön plana çıkan takım herhalde Manchester United’tır.1968 de George Best ile başlayan efsane bana göre geçen seneye kadar devam etmiştir. Sırasıyla Best, Coppell, Robson, Cantona, Beckham ve Ronaldo 7 numaralı formayı sırtına geçirip hepsi bu numarayla gerçek birer efsane olmuştur taraftarları için.


George Best dünya tarihinin en önemli futbolcularından ve eğlence hayatının önderlerinden biri olmuştur her zaman. Steve Coppell sakatlıktan dolayı kısa süren futbol hayatını en güzel anılarla noktalamıştır. Daha sonra gelen Bryan Robson futbolculuğuyla ve teknik direktörlüğüyle dünya efsanesi haline gelmiştir ve 13 sene kaldığı Manu’da 12 sene kaptanlık yaparak, kulüp tarihinde ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu belgelemiştir. Robson’dan sonra gelen Eric Cantona futboluyla, yakasını kaldırdığı formasıyla dünyada bir ikon haline gelmişti. Zaten çocukluğumuzda hangimiz Cantona gibi formamızın yakasını kaldırmazdık ki? David Joseph Robert Beckham yaşam tarzıyla, yakışıklılığıyla, oyun tarzıyla, frikikleriyle ve karizmasıyla futboldan çıkıp her insan için(özellikle hanımefendiler) efsane olmuştur. Beckham’dan doğan boşluğu Sir Alex Ferguson nasıl dolduracak derken 18 yaşındaki zamanın yeni yetmesi Ronaldo’ya verdi bu efsane formayı ve gerçekten ne kadar doğru bir karar verdiğini kanıtladı. Bir çok kişi Ronaldo’yu sevmez ama futboluna kimsenin laf etmeye hakkı olduğunu düşünmüyorum. Ve bu kadar yıldızdan sonra, efsanenin başlangıcından tam 41 yıl sonra Sir Ferguson bu numarayı karşı yakadaki düşmanın çocuğuna, Michael Owen’a bu formayı verdi. İlk başlarda kimse anlam verememişti benim gibi ama Sir Alex Ferguson’un mutlaka bildiği bir şey vardır diyerek Owen’ın bu numaranın hakkını vereceğini düşünmüştüm. Geçen sene beklenen verim alınamadı Owen’dan. Bu senede bekleneni vereceğini düşünmüyorum. Manu geleneği olan 7 numaranın hakkını veremedi. Acaba bu 41 yıllık efsaneye verilen bir ara mı yoksa bu bir efsanenin sona erişimi bekleyip göreceğiz...

Günün Maçları



19 Ağustos Perşembe
21.00 Galatasaray – Karpaty Lviv (FUTBOL SMART)
21.30 PAOK – Fenerbahçe (EURO FUTBOL)
21.45 Liverpool – Trabzonspor (LOCA)

JAMES MILNER MANCHESTER CITY'DE



Bu sene transfer piyayasına Barcelona’dan Yaya Toure, Lazio’dan Kolarov, Valencia’dan David Silva, Hamburg’tan Jerome Boateng’i alarak çok hızlı bir giriş yapan M. City daha sonra Inter’den Mario Balotelli’yi alarak vitesi ve çıtayı biraz daha yükseltmiş oldu. James Milner söylentileri gün geçtikçe kuvvetleniyordu fakat takımda bu kadar ofansif futbolcu varken daha nereye transfer yapılacağı tartışma konusuydu. Hafta içinde Craig Bellamy’nin gönderilmesiyle Milner’a yer açıldı. Milner geçen sene gösterdiği performansla(toplamda 12 gol 19 asist) ne kadar önemli ve etkili bir futbolcu olduğunu kanıtlamıştı zaten ama verilen 20 milyon euro+Stephen Ireland(İrlanda'lı City'de gerçek anlamda bekleneni verememiş olsa da gerçekten çok yetenekli bir futbolcu ve Aston Villa'da bulacağı şansı çok iyi değerlendirmesini bekliyorum. 2 sene sonra yüksek bir rakamla City'e dönerse pek şaşırtıcı olmayacak benim için) fazla mı değil mi onu zaman gösterecek.                                                                                                                                                                             

  Fakat şimdiki en büyük problem, Mancini’nin Tottenham karşısında oynadığı 4-4-1-1 sistemiyle devam ederse 2 kişilik ofans hattını kimin oluşturacağı. Eldeki kadroda şu anda Tevez,David Silva, Robinho, Adebayor, Mario Balotelli, Jo ve son olarak Roque Santa Cruz. Robinho’nun ve Adebayor’un transfer dedikoduları konuşuladursun ama Mancini bu taktikle bu kadar ofans adamının nasıl rotasyonda yer alacağını düşünsün. Bence Mancini bu taktiksel anlayışta EPL’ye ters düşmesi bir kenarda dursun takım içi çekişme yaşayacağa benziyor. Lazio’yu çalıştırırken kendisindeki ışıltıyı hemen belli eden Mancini, daha sonra devam eden Inter macerasında biraz şike davasının yardımıyla şampiyonluğu gögüslemişti fakat EPL’de işi hiçte kolay değil. Harcanan paraların üstünde baskı yaratması ve rakiplerin gücü ve pekte kolay galibiyet alınacak bir maç olmaması, milyarder arap şeyhlerinin sabrının tükenmesine sebep olabilir.      


Mancini’nin EPL’de daha efektif olacak bir taktiksek anlayışla devam etmesi ya da takım içindeki huzursuzlukları en aza indirgemek için ofansif futbolcuları bir filtreden geçirmesi gerekiyor. Takımda kimlerin bir arada oynayacağını öğrenmesi ve yaklaşık bir as kadro çıkarması gerekiyor ki EPL’de olması onu ister istemez rotasyona zorlayacaktır.              

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Genç Semih'in Geleceği


Yıllardır Fenerbahçe'de yedek kulübesini aynı zamanda da Fenerbahçe'li taraftarların gönlünü mesken edinmiş adam, "Semih Şentürk" artık bu takıma ne verebilir ve bu saatten sonra ne alabilir?

Yıllar geçse de üstünden hala "Genç Semih" olarak bahsettiğimiz Semih Şentürk artık daha fazla bu kulübede oturmak istemeyecektir. Çünkü futbola ilk başladığı yıllardan bu zamana kadar "Genç Semih" olarak anılan Semih futbol yaşı olarak artık hiç de genç bir yaşta değil. Bundan dolayıdır ki o kulübede oturmaya daha fazla tahammülü yok gibi görünüyor.


Yıllarca her attığı golden ve her kazandırdığı maçtan sonra o mesken edindiği kulübeye mahkum edilmesine rağmen yılmadan mücadele etmesini haklı gördük ve bu yüzden sevdik kendi kalbimizde de bir yer açtık. Bundan sonra da bu şekilde devam mı etmeli? Bence hayır! Hiçbir sene Semih Şentürk üstüne bir takım kurulmayacak ve bundandır ki Semih'in Fenerbahçe'de kalması öncelikle kendisine daha sonra ise Fenerbahçe'ye zarar verecektir. Çünkü büyük paralarla transfer edilen forvet her zaman ilk 11'de oynatılması mecburiymiş gibi davranılırken, Semih Şentürk ise yine o kulübenin yolunu tutacak ve yıldız diye tabir edilen, Semih'in her zaman bir üstü rütbesindeki forvet oyuncu da gol atamadıkça taraftar yine Semih'i çağıracak ve bu kaos böyle sürüp gidecektir.
Genç Semih, Genç Erman ve Genç Erhan

Bir de madalyonun diğer yüzünden bakacak olursa henüz yıldız forvetin alınmadan lige başladığımız zamanlar veya o yıldız forvetin sakat veya cezalı olduğu durumlarda oyuna başlayan Semih'in de ben bu şansını kullandığını çok az gördüm. Hiçbir zaman bu takımın "tek ve yıldız forveti benim" izlenimi yarattığına şahit olamadım. O güveni hiç bir zaman ne taraftara, ne teknik kadrosuna ne de yönetime gösteremedi. Bu yüzdendir ki Semih Şentürk'le artık yolların ayrılmasının vakti gelmiştir diye düşünüyorum. Ne Semih'in artık yedek oturup parçalanmaya tahammülü kaldı ne de bu taraftarın hala Semih'ten birşeyler beklemeye...

Zaman bize süprizler sunar mı, Semih bu takımın birinci adamı olur mu, bilinmez ama geçmişten bugüne bakıldığında zamanın bize göstereceği şey yine Semih Şentürk'ün her ne yaparsa yapsın ikinci adam olacağı ve o kulübede başlayan kariyerine o kulübede son vereceği gibi gözüküyor. Ama bilinen bir gerçek daha var ki o da Semih bugünden itibaren jübile maçına kadar "jübile maçı dahil" kulübede oturmaya devam etse de her zaman taraftarın gönlünde olacaktır.