23 Kasım 2010 Salı

Fenerbahçeleşen Beşiktaş


Yıllardır Fenerbahçe'nin izinde bir Beşiktaş izledik...
Bu yüzden Fenerbahçeleşen Beşiktaş diyorum yazıma başlarken... Neden mi?
Yıldırım Demirören, ilk geldiği zamandan itibaren transfer politikası olarak işe kaliteli ama Fenerbahçe'de mutsuz olan veya ayrılmak zorunda kalan futbolcuları transfer etmekle başladı. Hatta transfer ettiği futbolculardan ve aldığı teknik direktörlerden, geçmişte Fenerbahçe'de oynamış bir 11 oluşturduğumuz bile oldu.

Fenerbahçe aşısını yıllarca tutturmayan Demirören, taraftarların yoğun protestosu üzerine 2.Fenerbahçe planını devreye soktu. Quaresma, Guti ve Iverson gibi dünya markalarını getirerek hem yıldız oyuncuya aç taraftarlarının isyanını bastırdı hem de yerini sağlama aldı. Aynı Aziz Yıldırım'ın geçmiş senelerde Fenerbahçe'de yaptığı gibi... Ne tesadüf değil mi? Schuster gibi dünyaca ünlü bir teknik adamla da senelik milyonlarca Euro'ya da anlaştı mı? Anlaştı! Tam bu noktada 2.Fenerbahçeleşme operasyonunun içine girilmiş oldu mu? Oldu!
Fenerbahçe bugüne kadar bu politakalardan genelde başarısız ve zararlı bir şekilde ayrıldı. Şimdi Beşiktaş'ın gittiği yol da bundan pek farklı görünmüyor malesef...



Ama bu takipte olumlu şeyler olmuyor da değil. Olumlu şeyleri sayacak olursak;

Fenerium'u Kartal Yuvası takip etti. Yeni yapılan Şükrü Saraçoğlu'nu, yeniden yapılandırılan bir İnönü stadı izledi. FB TV'nin ardından BJK TV açıldı. GSM sektöründe Fenerbahçe markasının ardından Beşiktaş markası piyasaya sürüldü. Daha sayamadığım onlarca Fenerbahçe'nin öncülüğünü yaptığı şeyi takip ettiler. Bu gelişmeler Fenerbahçe için olumlu gelişmeler olduğu için Beşiktaş için de zaman içinde olumlu sonuçlar doğurmuştur. Belki de Fenerbahçe'yi takip etmelerinin kendilerine getirdiği faydalar sadece bunlardan ibarettir. Ama "ilklerin takımıyız" diyen Beşiktaş, lütfen bu tür konularda Fenerbahçe'nin peşinden gittiğini inkar etmesin!

Bu zaman zarfında, Yıldırım Demirören hep Aziz Yıldırım'ı ve doğal olarak da Beşiktaş hep Fenerbahçe'yi izledi.

Gelecek sene Beşiktaş'ın başarısız olması durumunda kadrosunu siyahi oyuncularla güçlendirmesini bekliyorum. Neden mi? Bu sene Fenerbahçe'nin transfer politikası bu şekildeydi de o yüzden. Bakalım ilerleyen seneler bize bunu gösterecek mi? 3.Fenerbahçe planı devreye girecek mi?

16 Kasım 2010 Salı

Hiddink'i Türk Yapalım

Hollanda'da yaşayan bir Türk ailesinin çocuğu olan Oğuzhan Özyakup, 18 yaşında, Hollanda 19 yaş altı milli takımında 10 numaralı formayı giymekte ve kaptanlığını yapmaktadır. Aynı zamanda Arsenal altyapısında top koşturan bu genç oyuncu, başarılı futboluyla gelecek vaad etmektedir.


Geçtiğimiz hafta Türk milli takımının Hollandalı(!) antrenörü Guus Hiddink tarafından ziyaret edilen Türk(!) Oğuzhan'ı, Türk milli takımında oynaması için ikna etmeye çalıştı. Oğuzhan ise henüz hangi milli takımı seçeceğinin kararını veremediğini söyleyerek zaman istedi. Bu haber Hollanda basını dahil hiç bir basında geniş yankı bulmadı ve tam tersine normal olarak karşılandı.

Şu tabloya bakıp düşünüyorum da, Fatih Terim Almanya milli takımı antrenörü olsa ve başarılı bir Türk oyuncuyu Alman milli takımında oynaması için ikna etmeye çalışsa bu durum nasıl yankılanırdı aklımdan bile geçiremiyorum!

Bunun dışında, Guus Hiddink'in başında olduğu Rus milli takımı Euro 2008 çeyrek finalinde Hollanda'yı 3-1 eleyerek kupanın dışına itmişti. Bu kadar şeye rağmen Hiddink hala Hollanda'da rahat bir şekilde yaşamını sürdürebilmektedir. Aynı senaryonun Türkiye'de yaşanmasını aklımıza bile getiremiyoruz!

4 Eylül 2010 Cumartesi

Biraz da Nostalji


Manchester United'in efsane 7 numaralarindan George Best'ten bahsetmek istiyorum. O her yonuyle idol olabilecek bir futbolcuydu. Futboluyla buyuk yildizlara eglence hayatina duskunluguyle de hasari olarak adlandirabilecegimiz futbolculara ornek olmustur:)

1963-1974 arasinda Manu'nun efsane 7 numarasini tasidi . 27 yasina geldiginde antrenmanlara olan devamsizligi ve alkole olan duskunlugu nedeniyle Manu'dan kovuldu. Daha sonra degisik takimlarda forma giydi. Pele onun icin "gordugum en iyi futbolcu" demistir. Maradona ise "o benim idolumdu" diyerek ona hayranligini belirtmistir. Ayrica 2002 yilinda karaciger nakli yapilmistir ama 2004 te alkollu oldugundan dolayi trafik kazasi yapmistir. Biraz daha yasamis olsa bir kac karaciger daha eskitecekti galiba. Biraz da lafi George Best'e birakalim. Iste ustadan geriye kalmis efsane diyaloglar:
Televizyon sunucusu: "Mac baslama saatine en yakin ne zaman seks yaptin" sorusuna "Bir tane devre arasinda vardi"
"Bir keresinde seksi ve alkolu birakmistim. Hayatta gecirdigim en berbat yarim saatti"
"Cok fazla param var ve ben parami alkole, kuslara(kizlar anlaminda) ve hizli arabalara harciyorum geri kalanini da sacip savururuyorum"
"7 miss world'le yattigim soyleniyor. Dogru degil. Dogru rakam 4 geri kalan 3unu geri cevirdim"

1 Eylül 2010 Çarşamba

Joseph Yobo

 

Joseph Yobo 6 Eylül 1980 yılında Nijerya'nın Kono kasabasında dünyaya gelmiştir. Abisi Albert'in futbola düşkün olması ve sürekli iyi bir kariyer için uğraşması, ailesi tarafından önceliğin abisine çevrilmesine neden olmuştu. Yobo geri planda kalmış ve ailesi tarafından futbolcu olunması istenmiyordu. Yobo ise sürekli yurt dışına açılmanın ve Avrupa'da futbol oynamanın hayallerini kuruyordu. Abisi Albert'in 1996 yılında gerçekleştirdiği Auxerre transferi, ailesi için iyi bir referans olmuş ve abisinin, ailesi ile Yobo için konuşması, Yobo'nun önünü açmıştır.

17 yaşında, ailesinin de izin vermesiyle Avrupa'ya yola çıkan Joseph Yobo'nun ilk adresi Belçika'nın Standard Liege takımı oldu. İlk geldiği zamanlar çadırda yaşayan Yobo 2001-2002 sezonunda şans bulduğu takımda 30 maça çıkmış, attığı 2 gol ve yüksek performansıyla Marsilya'ya transfer olmuştur. Marsilya'da 23 maç oynayan Yobo daha sonra İngiltere Premier Ligi ekiplerinden Everton'un teknik direktörü David Moyes'in dikkatini çekmiş ve Premier Lig macerası 2002 sezonunda başlamıştır. 2002 Dünya Kupasında, İngiltere maçında Michael Owen'i durdurması onun için ayrıca iyi bir referans puanı olmuştur.

Yıllığı 1 milyon sterline kiralık olarak geldiği Everton'da, ilk senesinde şansız bir sakatlık geçirmesine rağmen Yobo'dan memnun olan menejeri Moyes, sabrının karşılığını 2003 sezonunda gördü. Marsilya'dan, sezon sonu opsiyonlu sabit transfer ücreti olan 4 milyon sterlin'e transferi gerçekleşen Joseph Yobo, 2003 sezonunda Premier Lig'in en iyi genç yeteneği seçilerek hocasını yanıltmadı ve ödenen transfer bedelinin hakkını fazlasıyla verdi.



2006 yılında Nijerya'da kaptanlık görevini Jay-Jay Okocha'dan alan Yobo genç yaşında Nijerya milli takımında kaptanlık yapma onurunu yaşamıştır. 2006 yılında bir süre Arsenal'den gelen teklifi düşünen Yobo Everton'da kalmayı seçmiş ve takımda görevine kaptan olarak devam etmiştir. Ayrıca kulübün ilk Afrikalı kaptanı olarak tarihe geçmiştir. 

Everton'da olduğu süre boyunca olgunluğu ve profesyönelliği ile takdir toplamıştır. Hızlı olması, yerinde müdahaleleri, dogru paslar atması ve lider kişiliği ile Everton taraftarı gönlünde taht kurmuştur.

Çok yönlü bir oyuncu olan Joseph Yobo Everton'da görev aldığı süre içinde defansif ortasaha ve sağ bek pozisyonlarında da görev yapmıştır.



Ayrıca geldiği yerleri unutmayan Yobo Nijerya'da yeni yetişen genç futbolcu adaylarına, futbol altyapısına ve eğitime yaptığı katkılarla abisi Albert ile birçok saygın üniversiteden ödüllere layık görülmüştür. Hem insani yönüyle hem de olgun karakteriyle saygın bir kişiliğe sahip olan Joseph Yobo, Kanu Nwankwo oynmadığı sürece hala Nijerya milli takımının kaptanlığını yapmaya devam etmektedir.

Yazar Yorumu:
Aykut Kocaman'ın aradığı: hızlı ,atletik, kafa toplarına hakim , iyi oyun kuran ve disiplinli oyuncu tavrına tam olarak uyan nokta transfer diyebiliriz. 2010 sezonunda Fenerbahçe'ye kiralık gelen Joseph Yobo, aynen Everton'da olduğu gibi kiralık başladığı Fenerbahçe kariyerine satın alma opsiyonunun değerlendirlmesiyle devam edeceğini düşünüyorum. Profesyonel yapısı ve iyi karakteriyle takımdaki yerini alacak ve Lugano ile iyi bir ikili olacaktır. Yıllar sonra bekledğimiz "Uche ve Högh" ikilisini, "Lugano ve Yobo"'da bulmamız dileğiyle... Fenerbahçe'ye hayırlı olsun.



Doğum Tarihi ve Yeri: 06/09/1980 , Kono, Nigeria.

Pozisyon: Stoper, Defansif Orta Saha.

Yaşı: 29

Boyu: 1.85 m.

Kilosu: 83.5 kg.


Club performance League Cup League Cup Continental Total
Season Club League Apps Goals Apps Goals Apps Goals Apps Goals Apps Goals
Belgium League Belgian Cup League Cup Europe Total
2000–01 Standard Liège Jupiler League 30 2
30 2
France League Coupe de France Coupe de la Ligue Europe Total
2001–02 Olympique Marseille Ligue 1 23 0 23 0
Spain League Copa del Rey Copa de la Liga Europe Total
2001–02 Tenerife Segunda División 0 0 0 0
England League FA Cup League Cup Europe Total
2002–03 Everton Premier League 24 0 2 0 26 0
2003–04 28 2 1 0 2 0 31 2
2004–05 27 0 3 0 3 0 33 0
2005–06 29 1 1 0 4 1 34 2
2006–07 38 2 1 0 1 0 40 2
2007–08 30 1 2 0 7 0 39 1
2008–09 27 1 1 0 2 0 33 1
2009–10 17 1 0 0 6 1 23 2

31 Ağustos 2010 Salı

Aykut Kocaman'la Başarı Gelmezse


Fenerbahçe yönetiminin yıllar önce vermiş olduğu sözler ile umutlanan ve sabırla bekleyen taraftarlar, takımlarının henüz play-off aşamasında Avrupa Ligi'ne veda etmesiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Sezon başında takımın başına getirilen "Aykut Kocaman", taraftarların gönlünde taht kurmuş bir isim olması nedeniyle, bu başarısızlıklar sabırla karşılandı. Çünkü her başarısızlıkta suçu günah keçisi bir teknik direktörde aramaktansa, artık gerçekler apaçık ortadaydı. Üst üste gelen bu hüsranlar sonucunda her taraftarda içten içe bir yönetim nefreti oluşmaya başlamıştı...


On iki senedir kulübün başkanlık görevini sürdüren Aziz Yıldırım'ın görev süresince, Fenerbahçe futbol takımının sportif başarıda gelişim sağlayamaması ve her sene vizyonunu daha da düşürmesi artık okların üzerine doğrulmasına sebep olmuştur. Başkan, verilen sözlerin tutulmaması ve bunca başarısızlığa rağmen hala görevinin başında yer almakta ve iki sene daha görevi bırakmayacağını beyan etmektedir.



Geriye kalan hedeflerden Süper Lig şampiyonluğunu ve yıllarca kazanılmayan Türkiye Kupasını hedef edinen Fenerbahçe, bu sene, bu yolda Aykut Kocaman önderliğinde savaşacaktır. Bu kupalar, bu sene de gelmezse taraftar ilk olarak yönetime karşı cephe alacaktır. Bu yüzden de yönetimin Aykut Kocaman isminin arkasında durmaya devam edeceğini hiç sanmıyorum, çünkü suçu yine kendilerinde aramayacaklardır. Böyle bir başarısızlık üstüne oluşabilecek varyasyonlardan: yeni yönetim gelmesi veya mevcut yönetimin herşeye rağmen devam etme ısrarı durumunda Aykut Kocaman ile yola devam edileceğini de hiç sanmıyorum. Bu yüzden takımın efsane futbolcusu ve sevilen ismine bu zorlu sınavda başarılar diliyorum ve destekliyorum.

Zvjezdan Misimovic


Lige kötü bir başlangıç yapan ve UEFA Avrupa ligine henüz play off aşamasında veda eden Galatasaray, taraftarlarında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Transferin bitmesine bir gün kala Zvjezdan Misimoviç transferi yapan Galatasaray'ın bu yönde olumlu bir adım atmış olduğunu düşünüyorum. Gol ve asist konusunda yeteneğini, yıllarca oynadığı her takımda gösteren Misimovic, Wolfsburg'ta Felix Magath'ın oluşturduğu takımda kendini buldu ve gösterdiği performansla adından söz ettirdi. Wolfsburg'un Diego'yu almasıyla takımdan ayrılmak istediğini açıklayan Misimovic için devreye giren Galatasaray transfer sezonunun son gününde bu transferi sonuçlandırmayı başardı. Özellikle frikiklerdeki başarısı ve özverili oyunuyla bu sene Spor Toto Süper Liginde izleyeceğimiz Misimovic, şimdiden rakip takımlar ve taraftarlar için korkulan bir güç konumunda. Eğer özverili oyununu sürdürmeye devam eder ve takıma uyum sağlarsa Misimovic Türkiye sınavını başarıyla atlatacaktır.

Ek Bilgi: Basında sürekli Boşnak oyuncu olarak bahsedilen Misimoviç aslında Bosnalı bir Sırptır. Her Bosnalının Boşnak olmadığını, Boşnak olabilmek için Müslümanlığın şart olduğunu belirtmekte fayda var.

Detaylı bilgi ve KAYNAK: http://www.bosnakdunyasi.com/haberdetay.asp?ID=1483

Genel İstatistikleri:
  • 2002-2003 | Bayern Münih II - 30 maç 8 gol
  • 2003-2004 | Bayern Münih II - 8 maç 1 gol 1 asist (zaman zaman A takımda)
  • 2004-2005 | VFB Bochum - 37 maç 4 gol 7 asist
  • 2005-2006 | VFB Bochum - 33 maç 12 gol 7 asist
  • 2006-2007 | VFB Bochum - 33 maç 8 gol 12 asist
  • 2007-2008 | FC Nürnberg - 50 maç 16 gol 14 asist
  • 2008-2009 | Wolfsburg - 57 maç 17 gol 36 asist
  • 2009-2010 | Wolfsburg -49 maç 14 gol 20 asist 

Detaylı İstatistikleri:

Kulüp Sezon Lig Kupa Lig Kupası Avrupa Toplam
Maç Gol Maç Gol Maç Gol Maç Gol Maç Gol
Bayern Münih 2002–03 1 0 - - - - - - 1 0
2003–04 2 0 - - - - - - 2 0
Toplam 3 0 0 0 0 0 0 0 3 0
Bochum 2004–05 31 3 - - - - - - 31 3
2005–06 31 11 - - - - - - 31 11
2006–07 30 7 - - - - - - 30 7
Toplam 92 21 0 0 0 0 0 0 92 21
Nürnberg 2007–08 28 10 - - - - - - 28 10
Toplam 28 10 0 0 0 0 0 0 28 10
Wolfsburg 2008–09 33 7 - - - - - - 33 7
2009–10 31 10 - - - - - - 31 10
Toplam 64 17 0 0 0 0 0 0 64 17
Galatasaray 2010–11 0 0 - - - - - - 0 0
Toplam 0 0 0 0 0 0 0 0 0 0
Kariyer toplamı 187 48 0 0 0 0 0 0 187 48

20 Ağustos 2010 Cuma

Harry Kewell & Milan Baros


Galatasaray'da işler kötü gidiyor! Süpriz Sivas maçı mağlubiyeti üstüne Ukrayna'nın tecrübesiz ekibi Karpaty Lyiv ile sahasında 2-2 berabere kalan Galatasaray önemli bir avantajı yitirdi. Türk milli takımının en büyük yıldız oyuncusu olarak gösterilen Arda Turan'ın bile yetersiz kaldığı bu maça, son zamanlarda Galatasaray'ı her şartta ayakta tutmayı başaran iki yıldız yine damgasını vurdu. İki dev isim, Harry Kewell ile Milan Baros ikinci yarı gösterdikleri muhteşem performansla takımı ipten almaya başardı. Harry Kewell'ın yaptığı 2 güzel asisti, 2 güzel golle değerlendiren Milan Baros geceye damgasını vurdu. İki kişilik takım oyunuyla maçın skorunu 2-2'ye getirmeyi başaran müthiş ikili ümitleri diğer maça bırakmayı ve içi yanan taraftarın gönlüne biraz olsun su serpmeyi başardı.



Harry Kewell Galatasaray'da oynadığı birçok maçta iyi performans göstermiş ve Galatasaray taraftarlarının gönlünde taht kurmuştur. Geçen sezon geçirdiği ağır bir sakatlıktan sonra yapılacak yeni transferler için sözleşmesinin feshedilmesinin düşünülmesi ve sezon başında yönetimin kendisiyle yapılan transfer görüşmelerinde oyalanmış olmasına rağmen yine de Galatasaray'ı tercih etmiştir. Her türlü olumsuzluklara rağmen büyük futbolcu olduğunu yine kanıtlayan Harry Kewell sahalara bomba gibi dönerek kaldığı yerden başarılı performansını sergilemeye devam etmektedir.

Geçen sezon Fenerbahçe maçında geçirdiği sakatlıktan uzun bir süre sonra sahalara dönen Milan Baros, sakatlıktan sonra ilk defa, ilk 11'de çıktığı maçta Diyarbakırspor'a 3 gol birden atarak muhteşem bir dönüş yapmıştır. Yine Milan Baros uzun bir sakatlık döneminin ardından çıktığı Karpaty Lyiv maçının 2.yarısında attığı 2 golle takımını ipten alarak iyi bir golcü olduğunu tekrardan bizlere kanıtlamıştır. Bu başarı çıktıkları 4-5 maçta bişey yapamayarak daha sonra kendilerine şans verilmediği konusunda teknik direktörünü itham eden Türk futbolcularına da ders olsun! Demek ki iyi futbolcu sakatlıktan çıktıktan sonra kendisine şans verilen ilk maçta hem de ilk yarıda alınan 2-0'lık olumsuz skorun üstüne 2 gol atarak kendini gösterebilmekteymiş!


Yıllarca geçirdikleri şansız sakatlıklardan, her zaman iyi performanslarla dönen bu iki yıldızın örnek form grafikleri ve başarılı performansları, sakatlıktan çıktıktan sonra kötü formlarını sakatlıklara bağlayan oyuncular için de iyi bir örnek olmalı. Galatasaray'ın iki yıldızı sakatlık yaşamayıp uzun süre sahalarda mücadele edebilirlerse Galatasaray'ı taşımaya devam ederler.